Semtimizin Tarihi


Konstantinopolis; Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Latin İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluklarına başkentlik yapmış bir şehirdir. Türkiye Cumhuriyeti'nce şehir 1930 yılından beri resmî olarak İstanbul diye adlandırılmaktadır.

Hemen yanında Kontos Kalion Limanı:
Bizans döneminde Kumkapı, "küçük iskele" anlamına gelen "Kontoskalion" adıyla anılmaktaydı. Fetihten sonra dahi bu ad, Rumlar tarafından bir süre daha kullanılmıştır. Bizans döneminde kara içine sokulmuş ve önü bir mendirekle korunmuş olan limanda İmparator VIII. Mihael Paleologos tarafından 1263'te tersane yaptırılmıştır. Tersanenin, üst üste koyulmuş iri taş bloklarla inşa edilen duvar temeli ise, 1819'daki bir yangında ortaya çıkmıştır. Eski liman zamanla dolarak yerini kente kum getiren gemilerin yük boşalttıkları iskelelere bırakmıştır.



Diğer Yanında bulunan:

Kadırga, İstanbul ilinin Fatih ilçesinde bulunan eskiden kadırgaların barındığı büyük bir liman olan Kadırga Meydanı'nı da içinde bulunduran bir semt. Günümüzde asırlık ağaçların bulunduğu sakin bir semt olan Kadırga'da, Bizans'ın en eski limanı olan Kadırga Limanı, tarih boyunca Portus Novus (Yeni Liman), İustinus Limanı ve Sophia Limanı adları ile de anılmıştır. İlk isim, limanı inşa ettiren İmparator İustinus'a (361-578) izafeten verilmiştir.

II. İustinus devrinde (565-578) imparatoriçe Sophia tarafından tamir ve ilavelerden dolayı limana imparatoriçenin adı verilmiştir. Sophia Limanı, Ayasofya ve Atmeydanı'ndan denize inen yolun üstünde ve imparator sarayının (Bukeleon) da yakınında olduğundan, Bizans'ın en önemli merkezlerinden biriydi. Burada, muhtelif heykel ve abidelerden başka, tacirler için de "Sigma" denilen bir toplanma alanı vardı.

Latin istilasından az bir zaman önce İstanbul'u ziyaret eden Novgorod başpiskoposu Antuan, Kadırga Limanı'nı şu suretle tasvir etmiştir: "İpodrom'dan Condoscopum'a digerken, parmaklıklı muazzam demir kapıya rastlanır. Deniz bu ızgaradan geçerek şehrin içlerine doğru gider. Fırtınalı günlerde 2-3 yüz kürekli 300 kadar gemi barındırır."

Kadırga Limanı, Bizans İmparatorluğu'nun sonuna kadar kullanılmış, Osmanlı'nın İstanbul'u fethinden sonra da, bir zaman, küçük gemilere iskele olmuştur. 1550 senesine doğru İstanbul'a gelen Gyllius'un ifadesine göre liman, duvarlarla çevrilmişti. Fakat orada hala su birikintisi vardı ve civar evlerin kadınları çamaşırlarını burada yıkarlardı. Kadırga Meydanı, bugün, civar halkın bir mesire ve mahalle çocuklarının bir oyun yeridir. Burada bulunan dört köşeli çeşme, III. Ahmet'in kızı Esma Sultan (1724-1787) tarafından yaptırılmıştır. Çeşmenin iki cephesinde bulunan manzum kitabelere göre, inşa tarihi 3 Şaban 1193 (5 Ağustos 1779) olup; bu kitabelerde Esma Sultan'ın eşi sadrazam Muhsinzade Mehmed Paşa'dan (o sırada vefat etmiş bulunuyordu) bahsedilmektedir. Kitabelerin nazımı Tevfik Efendi, hattatı da Mehmed Şevki Efendi'dir. Çeşmenin merdivenlerle çıkılan üst kısmı namazgâhtır.


Ve son olarak Bukaleon Sarayı Son adıyla bilinen kadırga limanının bitiminde yer alır:

Bukoleon Sarayı, (Yunanca βους ve λέων, "boğa" ve "aslan" sırayla), İstanbul'da, tarihî yarımadanın Marmara Denizikıyısında bugünkü Cankurtaran ile Kumkapı arasındaki Çatladıkapı mevkiinde, Küçük Ayasofya'nın hemen doğusunda bulunan ve bugüne yalnızca kalıntıları ulaşmış olan Bizans sahilsarayı.

Hıristiyanlık öncesi dönemlerden geldiği sanılan ismine bakılırsa, tarihinin çok eskilere gittiği düşünülebilir (Bukoleon Limanı). Fakat saray hakkındaki ilk bilgi orta Bizans dönemine (9. yy'ın ortalarından 13. yy başına kadar) aittir. Buna göre Bukoleon Sarayı İmparator II. Theodosios (hükümdarlığı 408-450) tarafından yaptırılmıştır. Bilinen ve halen görülebilen bölümleri ise büyük olasılıkla Teofilos zamanında (829-842) eklenmiştir.

Faros denilen fener burcu ile imparatorluk iskelesi olarak kullanılan burun arasında, surların üzerinde uzanan Bukoleon Sarayı'nın temelinde ilkçağdan kalma mermer bloklar kullanılmıştı. Sur duvarlarının arasında görülebilen yaklaşık 300 m uzunluğundaki ön cephe, başlıca iki bölümden oluşuyordu. Öndeki küçük limanla sarayı birbirine bağlayan ve güney-kuzey doğrultusundaki kısa bir duvarın içinden geçen anıtsal bir merdiven, bu iki parçayı birbirinden ayırmaktaydı. Sarayın batı parçası 1870'lerde demiryolu yapımı yüzünden tahrip olmuştur. Bu bölümün her iki yanında, oturan aslan heykelleri ile süslü bir cumba bulunuyordu. Sarayın doğu yakası ise halen ayaktadır. Buradan görüldüğü kadarıyla, dış cephe, birbirini izleyen tuğladan tonozlarla örtülü mekanlardan oluşmaktadır. Bir dizi mermer çerçeveli pencere ve kapı ile Marmara'ya açılan sarayın önünde, duvara saplanmış mermer konsollarla taşınan boydan boya bir balkonun uzandığı anlaşılmaktadır.

Faros yakasındaki mekanlar, zengin bezemelere sahip sütunlarla süslenmişti. Bunlara ait paye gövdelerinden birkaçı, halen İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Doğu yakasında ayrıca değişik biçimlerde zarif süslemeli başka sütun başlıkları da vardı. Bunlardan birkaçı bugün çevrede korumasız olarak durmaktadır. Korumasız duran saray kalıntıları yağmaya açık durumdadır.[1].

  • Wifi İnternet
  • Klima
  • Sıcak Su
  • Kahvaltı
  • Oda Servisi
  • Uyandırma Servisi
  • Resepsiyon
  • Transfer
  • Otopark
  • Mini Buzdolabı
  • Emanet Kasa
  • Güvenlik Kamerası
  • Bisiklet
  • Kuru Temizleme
  • Tv
  • Sigara İçme Alanı
  • Mini Kütüphane

En iyi fiyat garantisi

Galley Hotel siz müşterilene erken rezervasyonda  %25'e varan indirim fırsatları sunuyor! Şimdi rezervasyon yapın.

24 saat kesintisiz servis

Resepsiyon ve oda servisimiz sizlere daha iyi hizmet verebilmek için dönüşümlü olarak 24 saat kesintisiz hizmet sunmaktadır.

Shuttle Hizmeti

İstanbul Atatürk Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalima'nından otelimize transfer hizmetimiz bulunmaktadır.